Abstract
In this editorial clinical skills to diagnose sinus thrombosis were reviewed.
Son yıllarda nöroradyolojik inceleme yöntemlerindeki hızlı gelişmenin etkisiyle önceki yıllara göre çok daha kolay tanısı konabilen hastalıkların en önemlilerinden birisi serebral venöz tromboz (SVT)'larıdır. Önceleri sadece otopsi ile kesin tanısı konabilen, nadir ve ölümcül kabul edilen bu patolojide klinik tablo geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Tek semptomun başağrısı olduğu hastalardan komadaki hastaya kadar değişen çok geniş bir klinik spektrumun mevcut olduğu ve eskiden bilinenin aksine prognozun genelde iyi olduğu anlaşılmıştır. Bugün için akla geldiğinde tanı konması kolay olmakla birlikte, çok farklı klinik bulgularla ortaya çıkması günümüzde de tanı ve tedavide gecikmelere neden olabilmektedir. Non-invaziv olarak beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve manyetik rezonans venografi (MRV) ile kısa sürede tanı konması mümkündür. Etyolojide yer alan çok sayıda faktörün araştırılması, bunun sonucunda, gerek etyolojiye yönelik gerekse semptomatik tedavi ile hastaların morbidite ve mortalitesinin azaltılması mümkündür. Tedaviye rağmen ölüm oranının hala %6-10 arasında olduğu bilinmektedir.
Hem intrakranyal hem ekstrakranyal birçok neden SVT'ye yol açabilir ya da zemin hazırlayabilir. Tromboz nedeninin belirgin olmadığı durumlarda hızlı ve geniş çaplı araştırmaya gereksinim vardır. Tüm incelemelere rağmen olguların yaklaşık üçte birinde etyolojik neden ortaya konamaz. Kadınlarda gebelik, puerperal dönem ve oral kontraseptif kullanımı önemli risk faktörleridir. Hiperkoagülabilite sendromları, Behçet hastalığı ve sistemik lupus eritamatozus gibi sistemik inflamatuar hastalıklar, oral kontraseptif ve diğer bazı ilaçlar, malignite, malnutrisyon, ağır dehidratasyon, her türlü cerrahi girişim, travma, ağır sistemik hastalıklar, sistemik ya da lokal enfeksiyonlar etyolojide yer alan başlıca nedenlerdir(1-5).
Genç erişkin yaşta daha sık rastlanan VST'nin gerçek sıklığı bilinmemekle birlikte gebelik ve puerperal dönemde sık rastlandığı unutulmamalıdır. Birçok neden SVT'ye neden olmakla birlikte protrombotik durum, venöz staz ve venöz duvarın doğrudan etkilenmesi üç temel mekanizma olarak sayılabilir.
En sık etkilenen dural sinüsler sıklık sırasına göre süperior sagital sinüs, transvers ve sigmoid sinüs, kavernöz sinüs ve sinüs rektus olarak sıralanabilir. Olguların yaklaşık üçte birinde birden fazla sinüs etkilenirken, %30-40 olguda serebellar ve kortikal ven trombozu tabloya eklenmektedir(6).
Klinik bulguların yelpazesi ve başlangıç şekli oldukça değişken ve bulguların ortaya çıkma hızı farklı olabilir. SVT olgularının yaklaşık yarısı subakut başlangıç gösterirken, yaklaşık %25'i akut, %25'i de kronik başlangıca sahiptir. Klinik bulguların değişkenliğine karşın, klinik başlıca 4 farklı tabloda incelenebilir. Birincisi başağrısı, papilödem ve altıncı kranyal sinir tutulumu ile birlikte izole intrakranyal basınç artışı sendromu; ikincisi fokal defisit ve/veya epileptik nöbetler; üçünsüsü bilincin bozulduğu bazen nöbetlerin de eşlik ettiği subakut ensefalopati tablosu; dördüncü olarak da yavaş seyirli, ağrılı 3. veya 6.kranyal sinir parezisi ile seyreden kavernöz sinüs trombozu tablosudur(7-9).
Özellikle acile başvuran hastalarda yapılan ilk inceleme bilgisayarlı beyin tomografisi olmakla birlikte tanı koydurucu değeri yüksek değildir ve daha çok diğer nedenleri dışlamak için yararlıdır. MRG ve MRV özellikle birlikte kullanıldığında tanı koydurucu değeri yüksektir ve anjiografi nadiren gerekli olur(10).
İzole intrakranyal hipertansiyon ve postpartum dönemde gelişen SVT iyi prognoz gösterirken, fokal semptomlar ve koma, hızlı gelişen tromboz, hastanın çok genç ya da çok yaşlı olması, enfeksiyöz nedenler ve hemorajik enfarkt varlığı kötü prognostik işaretlerdir(7).
Antikoagülan, seçilmiş olgularda trombolitik tedavi, antiepileptik ve diğer semptomatik tedaviler ve etyolojiye yönelik tedavi planlanları yapılmalıdır(11).